Sosyal medya hesabından bir yazı kaleme alan Maçka'lı yazar Turhan Eyüboğlu Sümela’daki hazineler nerede? Sorusunu sorarak mevcut yöneticilerin Atatürk’ün Trabzon’u ziyaretinde hazineler ile ilgili sözlerine yer verdi ve “Trabzon’u yönetenlerin bunlardan haberi varmı?” ifadelerini kullandı.

İşte Turhan Eyüboğlu’nun o yazısı :

Sümela'daki Hazine Nerede?

Vatan Saklı Maçka'da yazdığım ve daha sonra sosyal medyada da size aktardığım Sümela Manastırı'nın gerçek hazinesi yazısından alıntı olduğunu düşünmeyin bu yazının. Bu bambaşka bir hazine! Ben de yeni öğrendim, yeni aldığım bir kitabı okurken!

Hani atıp tutarız ya "Biz Trabzonluyuz; bilmem kaç bin yıllık tarihimiz var bizim!" diye. İnanın ben kendi adıma diyorum "Biz hiçbir şey değiliz." Yaşadığımız şehrin tarihinden bihaber yaşıyoruz. Bu şehrin tarihini öğrendikçe cehalet tokatı yemekten utanır oldum. Bilmiyorum siz nasıl olursunuz?

Tarih 15 Eylül 1924 Pazartesi... Nihayet beklenen an gelmiş, Hamidiye vapuru ufukta görünmüştü. Bir yandan gemi yavaş ve nazlı bir ilerlemeyle limana yanaşırken, öte yandan iskeledeki mahşeri kalabalık coşkun tezahüratlarda bulunuyordu.

Kısa bir süre sonra kaleden ve gemiden toplar atılmaya başlanmıştı. Trabzon'un onur konuğu Gazi Mustafa Kemal Paşa karaya ayak basacağı yerde bütün Trabzonlular onu görmek ve o ana şahit olmak için toplanmışlardı.

Şimdi bu yazıyı yazarken babamın bana anlattığı Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığında Trabzonlular için söylediği söz aklıma geldi yazmadan edemeyeceğim.

Babam şöyle başlamıştı söze: "Türk tarihine, sonsuza dek batmayacak bir güneş gibi doğan Mustafa Kemal Atatürk Trabzonlular için şöyle dedi. Beş sene önce ilk kez Samsun’a ayak bastığım zaman bana kalp gücü veren yurttaşlarımın ilk safında Trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım."

Her ikisinin de mekanı cennet olsun. Neyse, biz asıl konumuza gelelim. Atatürk, Trabzon’u ziyaret edeceği kesinleştikten sonra Atatürk'ün Trabzon ziyareti planlanmış ve ziyaret edilecek yerler konumlandırılmıştı.

Bu yerlerin içinde Sümela'yı terk eden son görevli papazların manastırda bulunan değerli eşyaları toplayıp koydukları odanın içinden alınan eşyaların Trabzon'a getirilip koyulduğu yer de vardı.

Bu eşyalar Cevdet Alap'ın sorumluluğuna verilmişti. Büyük değer taşıyan, pahada antika ve tarihi belge niteliğinde olan bir oda dolusu eşyanın nasıl korunacağını bilemediği için çok tedirgin olmuştu.

Yüz yıllardır saklanan değer biçilemeyecek kadar muhteşem olan eşyaların muhakkak devlet korumasında olması gerektiğini düşünüyordu. Bu eşyalar arasında neler vardı biliyor musunuz? İnanın ben okuyunca şaşırdım ve şimdiye kadar hiç duymamıştım. Şimdi siz okuyunca şaşıracaksınız.

İsa'nın havarilerinden Luka'nın altın muhafaza içinde mumyalı eli.

İbranilere ait yüzlerce kitap.

Dört yüz yıllık, padişahların Sümela'nın faaliyeti için yazdığı fermanlar.

Zümrüt ve altın sırma ile işlemeli papaz kıyafetleri.

Papazların ayinlerde taktıkları taçlar.

Ayinlerde kullanılan eşyalar.

Onlarca kadeh ve tabaklar.

Daha bir çok kıymetli antika eşyalar.

Atatürk, Trabzon'da yapacağı incelemeleri bitirmiş ve bu eşyaları göreceği yere gelmişti.

Cevdet Alap, heyeti kapıda bekliyordu. O da Atatürk'ü ilk kez göreceği için çok heyecanlıydı. Atatürk'ü görünce:

"Buyurun efendim!"

Atatürk, ona başını hafif sallayarak gülümsemişti. Artık odaya girmişlerdi. Atatürk, eşyaları büyük bir titizlikle inceliyordu. Cevdet Alap dikkatle Atatürk'ü gözlerken Atatürk'ün gördüğü eşyalar karşısında hayretini gözlerinden okuyordu.

"Çocuk bunlar çok kıymetli! Bunları muhafaza edebiliyor musunuz?"

Cevdet Alap sesi titreyerek:

"Efendim devlet korumasında olmaları çok iyi olur."

Atatürk, orada bulunan yetkililere "Bu hazineyi çok iyi muhafaza edin!" emri verdikten sonra oradan ayrıldı. Daha sonra bu hazine Ankara'ya Defterdarlık Varidat Müdürü Abbas Edip tarafından götürülmüştür. Bu hazine Ankara'ya götürülürken Cevdet Alap İbranice bir kitapı Muallim Mektebi kitaplığına incelensin, diye bırakmıştı. Şimdi soruyorum:

"Sümela'dan giden bu tarihi eşyalar nerede?"

"Bu şehri yönetenlerin bu olaydan haberi var mı?"

"Bunların Trabzon'a getirilmesi için bir girişim yapıldı mı?"

"Muallim Mektebi kitaplığı bir yerde muhafaza ediliyor mu?"

Bunlara verilecek cevapları nedense biliyor gibiyim. Neden biliyor musunuz? Her kent gibi Trabzon'un da elbette bir geçmişi vardır. Kentin geçmişi hakkında bilgi sahibi olanların oranının gene bu kentte binde bir bile olmadığını düşünmekteyim, belki onun içindir!

Bir hayalimi yazmadan geçemeyeceğim. Sümela'dan giden bu tarihi eserlerin Maçka'da bulunan Halk Eğitim binasının müzeye döndürülerek orada sergilenmesidir benim hayalim! Böylece Maçka'ya getireceği turist sayısını düşünemiyorum. Ne güzel olurdu değil mi?

Bu şehirde fark yaratacak bir yönetici veya bir siyasetçi arıyorum!

Kaynak: Cevdet Alap'ın Anıları. (Bir Ömür, Bir Şehir)