mackahaber @ gmail.com

Yıl: 1992
12 Mart günü saat 19 00 suları.
Milliyet gazetesinde çalışıyorum.
Trabzon Atatürk Alanı'ndan Gazeteciler Cemiyeti'ne doğru yürüyorum.
Bir anda ayaklarımın altından zeminin kayıp gittiği hissine kapıldım.
Deprem olduğunu anlamıştım. Başımı yukarıya kaldırdığımda elektirik direğinin salındığını gördüm.
Deprem üssü Erzincan idi. Ancak durumun ne olduğunu o anda haber alıp doğrulayamıyorduk.
Derhal eve gittim. Sorun yoktu. Çıkıp Onbaşı Çarşısı'ndaki Milliyet büroya giderek telefonun başına geçip, depremin durumu konusunda bilgi almaya çalıştım.
Bir süre telefonla görüşme yaptıktan sonra Erzincan'ı tepeden gören bir inşaat firmasıyla irtibat kurabildim.
Bana, "Erzincan'ı tepeden görebiliyorum. Ama şu anda yerle bir olduğunu söyleyebilirim" dedi.
Çantama tüm malzemelerimi koyup AA'nın Aşıklar parkı önündeki bölge müdürlüğüne geçtim.
Orada AA'dan Turgut Özdemir, Hürriyet"ten Mehmet Güner ve ben kurduguğumuz ekiple ve Hürriyet'in Lada Samara jeepi ile yola koyulduk.
Gümüşhane'de deprrmden bir minare yıkılmış ve camiden panikle çıkan insanlar altında kalmış 4 kişi yaşamını yitirmişti.
Bu nedenle Gümüşhane"ye Emniyet Müdürlüğü'ne uğrayıp, bilgi alıp, yola devam ettik.
Aracı Mehmet Güner kullanıyordu. Ancak felaket şekilde de dişi ağırıyordu. Bir benzin istasyonundan akaryakıt aldıktan sonra, "Osman ben daha dayanamıyorum. Araç sana emanet. Bizi Erzincan'a götür, gerisine bakarız!" dedi.
Düşünsenize gazeteci felaket şekilde dişi ağırıyor, ama ne olursa olsun görev var dönmek yok!
Saat gecenin O3 OO'ünü biraz geçe Erzincan'a vardık.
Gün ağırdığında felaket daha da ortaya çıkmıştı. Ölü ve yaralılar çoktu.
Ancak benim bizzat gazeteci olarak bulunduğum 92 Erzincan depremi ile bugün merkez üssü Kos olan başta Bodrum olmak üzere Ege Bölgesi'ni etkikeyen, ilk açıklamalarda 6.3, daha sonra da Kandilli Rasathanesinin revize ettiği 6.6 şiddetindeki depremin bize öğrettiği çok önemli bir gerçek!
Erzincan depreminde çıplak gözle tespit ettiğim şuydu :
Yine diğer Erzincan'da yaşanmış depremlerden dolayı yapılan 2 katlı konutlardan hiçbiri ama hiçbiri yıkılmamış, ama hemen yolun diğer tarafında tüm binalar birer kağıt gibi yerle bir olmuştu !
Şimdi Bodrum'a baktığımızda da 2 veya 2,5 katlı binaların olması ve deprem şiddetine dayanıklı binaların yapılma bilinci binaların yıkılmasını ve de buna bağlı olarak ölümlerden ve yaralanmalardan kesinlikle korumaktadır!
Ve tabi hepsinden önemli olan deprem bölgesi üzerinde olan ülkemizde, depremle yaşamanın bir realite olduğunu bilerek, bunun eğitimini almak, bu.a göre yapılaşmada kararlı olmak, asla taviz vermemek!
Deprem öncesi , deprem anında ve deprem sonrasında yapılmasını öğrenmek insanların birincil görevi ama devletin işi de bu konudaki tüm önlemleri alıp tavizsiz uygulamasını sağlamak kaçınılmaz olmalı!
Ve eski Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. merhum Işıkara'nın o meşhur sözünü hiç unutmayalım :
"Deprem öldürmez, çürük bina öldürür!"