mackahaber @ gmail.com

İnsan aklının ürettiği, zamanı aşarak bugüne gelen kitaplar “Dünya edebiyatı”nı oluşturur.
Dünya edebiyatının büyük yapıtları deyince önce ilkçağların Homeros’unu söylemek gerekir. Tarihe ayna tutan İliada ve Odysseia, insanın iç dünyasını anlattığı, insana insanı tanıttığı için hâlâ günceldir. Mitolojiyle günlük yaşamı bütünleştiren Homeros, aşkı, savaşı, arkadaşlığı, öfkesi, kini, tutkusuyla insana sınırsız bir sevgiyle yaklaşmaktadır yapıtlarında. 
Eski Yunan ve Latin dönemlerinden başlayarak insanın ve yaşamın aynası olan edebiyat sürekli gelişip değişti. Yapıtları hâlâ keyifle okunan birçok büyük ustadan sonra 16. yüzyılda “romanlar romanı”, “bütün insanların romanı”, “gerçekçilik çağının romanı” denilen Don Kişot çıktı karşımıza. İçerdiği insani ve evrensel değerleriyle çağdaş romanın öncüsü olan bu yapıtta gerçeklikle düşselliğin çatışması anlatılıyordu. Cervantes, dille düşünceyi birleştirirken insana dokunuyor, elini tutuyordu insanın. Yol gösteriyordu kalbine, aklınla bütünleş diyordu. “Bütün insan” olma yolunun bu çatışmadaki iki yanın bütünleşmesiyle açılacağını savunuyordu. 
Bu savunmanın doğurduğu özgür düşüncenin öncüsü Montaigne, Denemeler’iyle insanlığın bir büyük anıtsal yapıtını yazdı. Ardından dünya edebiyatının başyapıtlarını yaratanlar geldi: More, Bacon, Shakespeare… Sonra klasikler: Goethe, Hugo, Puşkin, Tolstoy, Çehov, Gogol, Dostoyevski, Balzac, Stendal, Zola, Steinbeck, Hemingway, Gorki… 
Şolohov, Aytmatov ve daha onlarca büyük yazar 20. yüzyılın ortalarından sonra güzellik hazinesine yaratılarını kattılar. 
Marquez zincire katıldı. 
Ve bir “edebiyat tanrısı” olan Saramago… Onu keşfedip derinliklerini kavrama yolunda ilerleyen milyonlarca insana elbette sözüm yok. Saramago’yu hâlâ keşfetmemiş olanlar, çok şey kaybettiğinizin farkında mısınız? 
Ben 2011’de keşfetmiştim. Kırmızı Kedi’den Salih Yavuz, “Abi Saramago okudun mu? Mutlaka oku” diyerek Kabil’i vermişti İstanbul Kitap Fuarı’nda. Sonra vazgeçemediğim yazarlardan olan Saramago, Kabil’de farklı bir dinler tarihi sunuyordu. Korkunun insanlara neler yaptırdığını okuduğumuz, Körlük’te görmeme hastalığına tutulan günümüz toplumlarını sergiliyordu. Görmek’te toplumsal eleştiri doruğa çıkıyor, sanki bizi yazmış dedirtiyordu. İsa’ya Göre İncil’de Tanrı’yla şeytanı tersyüz ediyor, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’ta ölümle ölümsüzlüğü ele alıyordu. 
Avrupa’da yükselen faşizme yüklendiği Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl nedeniyle Portekiz hükümeti kitabı yasaklayıp Katolik Kilisesi’nce aforoz edilince ülkesini terk edip Kanarya Adaları’na yerleşti. “Okurlarını farklı bir gerçeklikle tanıştırdığı, hayal gücünün ve ironinin hâkim olduğu bir boyut vaat ettiği” için 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulundu. 
1960’lardan beri Portekiz Komünist Partisi üyesi olan “büyülü gerçekliğin büyük yazarı” Saramago, tüm yazdıkla-rında ezilenlerin sesi oldu. “Demokratik sistem” denilen aldatmacayı açığa çıkardı. İnsanı insana taşımayı başardığı için okundu, sevildi, baş tacı edildi. 18 Haziran 2010’da, 20’ye yakın roman ve birçok deneme, oyun, öykü, şiir kitapları da bırakarak dünyayı terk etti.

***

O İyi Kitaplar Olmasaydı’da, “Yazarları yaratan hem kendi çabalarıdır hem de izlerini sürdükleri yazarlar” diyen Emin Özdemir’in sorusu geldi aklıma: “Okurlar için de böyle değil midir? Yazarlar kendi okurlarını arar, kendi okurlarını yaratırlar, okurlar da kendi yazarlarını… Sizler, okur olarak siz hangi yazarları yarattınız, hangi yazarlar sizi?”